Günümüze kadar disleksi üzerine birçok tanım yapılmıştır fakat son olarak Avrupa Disleksi Derneği’ne göre disleksi “okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılık” olarak tanımlanmıştır. Biraz daha genişletecek olursak disleksi, zeka düzeyi normal veya normal üstü olan, okuma hızı, okuma kalitesi, okumayı öğrenme hızı, okuduğunu anlama-anlatma, yazma, matematik yeteneklerinin kazanılması, dinleme, konuşma, akıl yürütme becerisi yaşıtlarına ve zekasına kıyasla beklenenin altında olan bir özel öğrenme bozukluğudur. 

Disleksinin nedenlerini bulmak için pek çok bilimsel çalışma yapılmıştır ve hala yapılmaktadır. Bu çalışmaların sonucunda disleksinin tek bir nedene bağlı oluşmadığı, çeşitli genetik ve çevresel etkenlerle oluştuğu ortaya konmuştur. Kardeşlerde de görülme sıklığının yüzdesine bakarak, genetik geçişinin olduğu söylenebilir. Nedeni tam olarak saptanamamakla birlikte en çok kabul gören teoriye göre disleksi, en başından itibaren beyin kaynaklıdır, bazı beyin bölgelerinde bilgi işleme süreçlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle hamilelikte, doğum sırasında ve doğum sonrasında kimi etkenler merkezi sinir sistemini olumsuz etkileyebilir. Hamilelik süresince kötü bakım, çok genç yada yaşlı anne olma, hamilelikte enfeksiyon hastalıkları, ilaç kullanma, ışın tedavisi görme, sigara yada içki kullanma, annenin sahip olduğu diyabet, hipertireöz gibi hastalıklar dislekside etkili olabilir. Doğuştan gelen yapısal bir durum olduğundan yaşamın ilk yıllarından itibaren belirtilerini gösterir.

Belirtilerine bakacak olursak;

3-5 yaş erken çocukluk döneminde, verilen talimatların sıralamalarını hatırlamada güçlük, zayıf hafıza, kopyalama ve boyamada zayıflık, bazı aktivitelerde yavaş tepki verme (harf-kelime oyunları gibi), dil-konuşma alanında sorunlar, geç konuşmak, duyduklarını anlamakta güçlük, yeterli sözcük dağarcığı oluşturamamak, sözcükleri yanlış söylemek, olayları sırasıyla anlatamamak küçük yaşlarda fark edebileceğimiz disleksi belirtileridir. Örneğin küçük bir çocuğun “porkatal, feştali” demesi çok sevimlidir. Ancak sık ve uzun süre bu tür telaffuz hatalarını yapması disleksiyi akla getirmelidir. Bilmesi gereken basit sözcükleri hatırlayamamak da disleksi belirtileri arasındadır. “Annen omleti neyin içinde pişiriyor?” sorusuna “tencere” diyebilir. Çünkü “tava”yı hatırlayamamıştır. Oysa “Bunlardan hangisi tava?” diye sorduğunuzda hemen resmini gösterebilir.

5-12 yaş yani ilkokul çağındaki çocukta ise, çizgi çalışmalarına isteksizlik ve düzgün çizgi çizememeyle zorlu bir süreç başlar. Kelimeleri, harfleri, sesleri öğrenmede ve ayırmada güçlük, okumayı yaşıtlarıyla birlikte sökememe, okumayı sökse bile okuma hızının yapılan çalışmalara rağmen artmaması, okumaya karşı isteksizlik, arkadaşlarının isimlerini hatırlayamama, devrik cümle kurarak konuşma, okuduğu metnin ana fikrini anlamakta, önemli vurguları ayırt etmekte güçlük yaşarlar. Defter tutmakta, tahtadaki yazıyı defterine geçirmekte, ödevini yazmakta güçlük yaşanıp, her akşam arkadaşlar aranabilir. Matematikte ileri sınıflarda bile parmaklarıyla hesap yaparlar, çarpım tablosunu ve saati bir türlü öğrenemezler, öğrenip yine unuturlar, kalem kağıt kullanmadan kafadan işlem yapmaya çalışırlar, problemleri öğretilen yöntemlerle değil kendi yöntemleriyle çözmeye çalışırlar ama bu uzun sürer ve basit işlem hataları yüzünden sonuç genelde yanlış çıkar. Ödev ve yazılı çalışmaların çok zaman alması ve dolayısıyla zamanı yetiştirememe ve hatırlayıp organize olmada güçlükler yaşanabilir.

Dislektik çocuklar aynı sözcükleri her gördüğünde en baştan sanki yeni bir kelime görüyormuşçasına çözümler. Bu durum pratikte bir üst satırda gördüğü Ela’yı alt satırda tanıyamamaya yol açar ve okuma hızının artmamasına neden olur. Dislekside görülen görsel ve işitsel algı sorunları nedeniyle d-b-p, h-y, m-n gibi harfler şekilleri benzediği için, f-v, k-t gibi harfler sesleri benzediği için karıştırılır. En sık okuma hataları; sayıları tersten okuma (25’i 52 olarak okuma), kelimenin ortasından başlayarak okuma (kocaman-çokaman), kelimeyi tersten okuma (ev-ve), okurken ve yazarken harf-hece atlama, kelimeyi tümden uydurmadır. Genellikle kendi okuduklarını anlamazlar, başkası okursa iyi anlarlar. Zamanı ayarlayamaz, işlerini yetiştiremez, planlama yapamazlar. Okula, servise hep anneleri yetiştirir. Alfabeyi, haftanın günlerini, ayları sırasıyla öğrenmekte güçlük yaşarlar. Sağını solunu karıştırır, dikkat ve bellek sorunları verimli çalışmalarını engeller. Öğrendiklerini kalıcı hale getiremez, kalıcı hafızalarına yerleştiremezler.

Her dislektik çocukta sayılan disleksi belirtilerinin tümü görülmeyebilir. Ancak tüm dislektiklerin, zekalarından beklenenin altında akademik performans göstermeleri ortak özellikleridir. Aynı zamanda her çocukta bu belirtilerin bazıları görülse de eğitimle ve deneyimlemeyle bir süre sonra bu takılmaları aşabilir. Ancak dislektik çocukta bu belirtiler uygun müdahaleler yapılmadığı takdirde ömür boyu sürer. Başarı ve yeterlik duygusunun benliğe kazındığı dönemler olan okul yıllarında disleksi nedeniyle yaşanan güçlükler çocukların benlik saygılarını azaltır ve özgüvenlerini düşürür. Bu yıpratıcı sürecin sonucu olarak pek çok duygusal sorun disleksi tablosuna eklenir. Okul fobisi, arkadaşlarla uyumsuzluk, sürekli onaylanma gereksinimi, kendine güvenmeme, sınav kaygısı, okul dönemlerinde görülen gece işemeleri, tırnak yeme, hırçınlık ve davranış sorunları sıklıkla disleksi tablosuna eşlik edebilir.

Yetişkinlik döneminde ise disleksinin nasıl seyredeceği, disleksinin ne zaman fark edildiğiyle ve gerekli tedbirlerin alınıp destek sistemlerinin oluşturulması ile ilgilidir. Yetişkinlikte okuma sorunları eskisi kadar olmasa bile doğru ve hızlı okumakta güçlük şeklinde devam eder. Kendini yazılı ve sözlü ifade etme, uygun dil bilgisi kullanma, topluluk önünde ya da telefonda konuşmakta güçlük, esprileri anlayamama, yüz ifadelerini ve vücut dilini yorumlamakta güçlük, sağını solunu hala karıştırma, yön bulma güçlüğü, zamanı ve günleri karıştırma, her zaman geçtiği yolları bile kolayca karıştırabilme, hala parmakla hesap yapmak zorunda kalma, çarpma yerine sayıları alt alta yazarak toplamak zorunda kalma gibi matematikle ilgili beceri sorunları iş ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilir.

Dünyada, disleksi tedavisiyle ilgili yapılması gerekenler artık nettir. Disleksi tedavisi bütüncül yaklaşım gerektirmektedir. Doktor, aile, öğretmen ve okulun sıkı işbirliğini gerektiren bir süreçtir. Ana yaklaşım ailenin, sınıf ve branş öğretmenlerinin disleksi tablosunu iyi öğrenmeleriyle başlar. Aynı zamanda bireysel özel eğitim planlaması yapılmalıdır. Disleksi eğitimi; disleksi alanında uzman eğitmenler tarafından yapılmalıdır, eğitimde temel amaç, çocuğun yaşıtları ile olan farkının kapanmasıdır. Disleksi eğitimi bir program dahilinde yapılmalı ve bu program bireysel olarak uygulanmalıdır, dislektik bireylerin eğitimi farklı olup sınıf içi kullanılan klasik öğrenme metodlarıyla öğrenemezler, her çocuğa uygulanan yöntem bile farklılaşabilir. Yöntem konusunda esnek olunmalı ve mutlaka çocuğun öğreneceği eğitim tekniği uygulanmalıdır. Ebeveynler, çocuğa özgüvenini artıracak şekilde yaklaşmalı, anlayışlı ve sabırlı olmalıdır, çocuğun benlik saygısını geliştirmek için, sınıf içinde ve dışında onun güçlü yönlerini ortaya çıkaracak ortamlar hazırlanmalıdır, ev ödevleri yapılırken daha fazla zamana ihtiyacı olacağı unutulmamalıdır. Okul seçiminde sınıftaki öğrenci sayısının az olmasına dikkat edilmeli, öğretmenine durum anlatılıp iletişime açık olunmalıdır.

Sonuç itibariyle özel öğrenme bozukluklarının diğer hastalık ya da bozukluklar gibi kesin bir tedavisi bulunmuyor. Tedavi olarak sunulan şey daha çok bu bozuklukla başa çıkma becerisinin çocuğa kazandırılması biçiminde. Çocuk için en doğru tedavi yöntemi, algılama, sıralayabilme, motor becerilerinin ve zekâsının ortaya çıkarılmasına ve duyu organlarının birbirlerine etkisini anlayabilmesine yönelik bir programa dahil edilmek olabilir.

Tüm bunlara ek olarak herhangi bir kalıtsal hastalığı yada ilaç kullanımı varsa bir tıp doktoruna danışılarak vitamin takviyelerinde bulunulabilir. Bir protein olan B12 vitamini, vücut enerji üretimini arttırır, kandaki oksijen seviyesini iyileştirir ve hafızayı güçlendirerek konsantrasyonun artmasını sağlar bu nedenle tavsiye edilebilir. Aynı zamanda beyin hücresini kaplayan zarın üretimi konusunda Omega 3’ün önemi yadsınamaz. Son yıllarda yapılan araştırmalarda Omega 3 ve balık yağının dikkat eksikliği yaşayan çocuklarda davranış gelişimine ve zihinsel fonksiyonlara katkıda bulunduğu belirtiliyor. Çinkonun da beyinde bulunan ve düşünce ile hafızanın kontrolünü sağlayan hipokampusa büyük faydası olduğu tespit edilmiştir.